Çiğ süt ne kadar güvenilir?

Çiğ süt ne kadar güvenilir?

Sağlıklı beslenme yönündeki adımlarda, endüstriyel üretime alternatif, kaliteli, taze, besleyici değeri korunmuş, olabildiğince az işlenmiş ve doğal ürünlere doğru bir yönelim olduğunu görüyoruz. Söz konusu süt olduğunda, UHT veya pastorizasyon işlemi görmemiş çiğ süt ne kadar güvenilir? 

 

Öncelikle söylemek gerekir ki, iyi bakılmayan ineklerden elde edilen, temiz olmayan şartlarda sağılan ve saklanan, yanlış sıcaklıklara maruz kalan, uzun süre bekleyen sütler, insan sağlığı açısından çok ciddi sağlık tehdidi oluşturur. 

 

Çiğ sütün güvenilir olabilmesi için, hayvanın bakımından masaya gelene kadarki sürecin her aşaması sıkı kurallar ve prensipler çerçevesinde planlanmalı ve yönetilmelidir. Bu da bir hayli meşakkatli, yüksek maliyetli ve deneyim isteyen bir süreç. Bu noktada, söz konusu altyapılara sahip kişi ve kurumlarca üretilmiş, hastalıktan ari sertifikalı sürülerden elde edilmiş, antibiyotik kullanımının olmadığı, azami dikkatle oluşturulmuş tedarik zincirleri içerisinde size ulaşan, güvendiğiniz ve bildiğiniz yerden alınan sütleri tüketmek hayati önem taşıyor. 

 

Bu koşullar sağlandığında, çiğ süt içindeki tüm faydalı bakteriler, mineraller, vitamin, protein ve diğer bileşenlerle birlikte tüketiciye ulaşmış olur. Tabi önerilen evde sütü uygun koşullarda kaynatarak patojenlerden arındırmak.

 

Çiğ süt kaynatılınca besin kaybı olur mu?

Çiğ sütle ilgili en sık geliştirilen karşı argümanlardan biri de bu. Evlerde kaynama noktasına kadar ısıtılan sütün, faydalı bileşenler bakımından kayba uğradığı dile getiriliyor. Yukarıda belirtilen şartları sağlayan, güvenilirliği sertifikalar ve denetlemelerle güncel olarak kanıtlanmış bir üreticiden alınan sütün, yalnızca 2-3 dakika kaynatılmasının yeterli olduğuna dair görüşler var. 

 

“Hammadde” anlayışının karşısında durmak

Endüstriyel sütlerin güvenli olup olmadığına yönelik farklı değerlendirmeler ve besin değerleri ile ilgili çekinceler bir yana, geleneksel ürünlerin ve kültürün korunması, küçük ve orta ölçekli üreticinin ekonomi içerisindeki varlığının sürdürülebilirliği gibi konular da önem taşıyor.

 

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümünden Prof. Dr. Barbaros Özer, “Küçük ve orta ölçekli süt işletmeleri büyük marka değerler oluşturabilir mi?” isimli makalesinde (1), bin yıllardan bu yana sürdürülegelen bir tarımsal pratik olan geleneksel süt üreticiliğinin itibarını nasıl yeniden kazanabileceğine kafa yoruyor. Türkiye’deki çiğ süt üretiminin büyük kısmı için söz konusu olan yetersiz hijyen koşullarına ve kontrolsüzlüğe yönelik eleştirisinin ardından sözü şu şekilde bitiriyor: “Bu olumsuz saptamaların sonunda kestirmeci bir yaklaşımla çiğ süt ürünlerinin yasaklanması veya küçük üretimlerin yerine büyük endüstriyel üretimlerin özendirilmesi, geleneksel süt ürünlerimizin yok olması anlamına gelecektir.”

 

Hayvan refahını ön planda tutan, genetiği değiştirilmiş yemleri tercih etmeyen, üretim hacmi, maliyetler veya dayanım kaygısıyla katkı maddelerine yönelmeyen süt üreticileri ve tedarikçilerini tercih etmek, belirli bir anlayışı ortaya koymak anlamında da geliyor. Süte, kendi de bir anne olan hayvandan bize ulaşan bir besin ve yaşayan bir organizma olarak bakmak, onu bir hammadde olarak gören bakış açısından ayrılmayı getiriyor.

 

Sağlıkla kalın.

 

Kaynakça

(1) https://www.tarimdanhaber.com/haber/tarimsal-ekonomi/kucuk-ve-orta-olcekli-sut-isletmeleri-buyuk-marka-degerler-olusturabilir-mi//

27.01.2019

YORUMLAR

Henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum yapmak için lütfen giriş yapınız.
×